Pazartesi, Mayıs 19, 2008

Haftasonum

Dünden kalmayım. Bu pazarı Böcük'le bahar temizliğinin ilk günü ilan etmiştik. Cumartesiden hazırlıklara başladık. Öncesinde Asunaz'la Taksim'de küçük bir fotoğraf gezisi yaptıktan sonra Böcük'le buluşup ev için alışveriş yaptık. Bana göre gerekli, Böcük'e göre ise olsa da olur olmasa da şeyleri aldıktan sonra evin yolunu tuttuk. Böcük bitmesine üzüldüğü dolmaların son porsiyonunu da midesine indirdikten sonra çay faslına geçtik. Bu arada film izleyelim mi dedim, olur iyi fikir dedi bana katılarak. İlk seçimimizdeki hüsrandan sonra Bakış Açısı isimli Lost'taki Jack'in oynadığı filmi izlemeye karar verdik. Film ilk başta kurgusuyla dikkat çekiyor ama bir süre aynı kurgu tekniği bıkkınlık vermeye başlıyor. Hikaye ise son derece klasik başkanın adamları kıvamında. ABD başkanına suikast düzenleniyor ve sadık adamı yine onu kurtarıyor. Filmin bana göre tek artısı aksiyon sahnelerinin ustalıkla kotarılmasıydı o kadar.
Pazar sabahına uyandığımızda Böcük'üm bir gün önceden söylediği gibi temizlik olayına girişmişti bile. Bana sen uyu ben yaparım demesine rağmen ben de onunla birlikte giriştim işe, bencereler silindi, perdeler yıkandı, süpürüldü, silindi, kilolarca çamaşır yıkandı ve ütülendi. Bu arada yemek için dışarı çıkıldı, hatta yetmedi Böcük bir arkadaşının nikahıhı bile aradan çıkardı. Onun olmadığı saatlerde ben ütü müzik ikilisiyle başbaşaydım. İşlerimizi bitirdiğimizde saat zaten 23 olmuştu. Biraz da doğal yetenek Kibariye'nin Popstar'daki performansını izledikten sonra uyku vaktimiz geldi çattı. Yorgun ama muzaffer asker edasında yatağımıza gittik ve bir tatil sabahına daha iki yılmaz yorulmaz proleter edasında uyandık. Bazen mesai arkadaşlarımdan, evde o kadar çok yorumuyorum ki işe dinlenmeye geliyorum diyenler oluyor. Bugün onlara hak vermeden edemedim. Ütü yapmaktan ve ovmaktan kollarım tutulmuş durumda ve tatil günü olduğu için de sakin geçen mesaimi dinlenerek tüketiyorum sanırım. Böcük benim kadar şanslı değil sanırım ama... Üstelik bu temizlik işlerinin sadece birinci bölümüydü, daha yapılacak çook iş var...

Bugün dilime bu şarkı takıldı

Cuma, Mayıs 16, 2008

Maceracı Ahimsa ve Ev Böcüğü

Hayatını plan plan yaşayan biri değilimdir lakin, vaktimizin çoğunu iş hayatının gereksiz teferruatları doldurunca geriye kalan zamanları da insan en verimli şekilde geçirmek istiyor. Ne bakımdan mesela, hayatın gerçek akışını yakalamak, bitmek bilmeyen ev işlerini düzene koymak (ki bu en zoru bence), sevdiklerimiz ile birlikte güzel zamanlar geçirmek, bir şeyler paylaşmak, yeni yerler keşfetmek ya da sevdiğimiz yerleri yeniden ziyaret etmek, anıları tazelemek gibi. Elbette buna keyif veren hobileri, uğraşları, küçük lezzet kaçamaklarını da eklemek gerek. Amma velakin bütün bunları ilk cümledeki gerçeklik kaplayınca plan yapmak da günümüz hiçbir şeye zaman yetiremeyen ve sürekli erteleyen insanı için kaçılınmaz oluyor. Aslına bakarsanız benim gibi kafama koydum mu yaparım, ya da kafama estimi giderim tarzı yaşayan insanlar için en güzel plan o anda yapılandır ama hayatın başka türlü de yaşandığını öğrendiğimiz evlilikle birlikte benim için de hayatın ritminde ufak tefek değişmeler başlamış oldu. Böcük kişisel kararlarında son derece eminken, yapılacak, edilecek, kafa yoran mevzularda son derece ertelemeci ve hatta mümkünse hiçbir şeyle uğraşmamacı bir kişiliğe sahip. E haliyle bu iki zıt karakter bir araya gelince sürüyle güzellik ortaya çıkarken aynı zamanda da anlaşmazlıklar çıkmıyor değil. Örneğin haftasonları ne yapılır mevzu geçen beş yıla rağmen hala bir çözüme ulaşmış değil. Böcük'e sorarsanız, uyunur, dinlenilir, yine uyunur, kitap okunur, yemek yenir vs şeklinde. Elbette bazen de çok yormayan kısa geziler, şehir içi turlar yapılabilir. :) Benim gibi evvel ömrü tazı gibi dolanarak geçen birisi içinse bunlar çok yetersiz ve hatta yavan kalıyor çoğu zaman. Elbette bu da hayat gibi tekdüze bir durum değil, örneğin yine de buna rağmen çok hareketli pazarlar de geçirmiyor değiliz. Ya da nadir de olsa benim de evde geçirmek istediğim pazarlar yok değil. İŞin sırrı yine de sevgi ve empatiden geçiyor neticede. Biraz ben ona uyum gösteriyorum, birazda o bana ortayı buluyoruz zor olsada bazen bu. Ama son zamanlarda bir aile geleneği edindik bundan ikimizde çok memnunuz şu aralar. O da pazar sabahları erken uyanıp güzel havaları da fırsat bilip sahile doğru yaptığımız yürüyüşler ve ufak geziler. Beraber yol boyunca kurduğumuz güzel hayaller, dönüş yolunda lezzet duraklarımıza uğrayıp mükellef bir kahvaltı için nevale toplamalar. Bu pazar da bu söylediğimi yaptık Böcük'le, güne harika bir başlangıçtı ikimiz için de, ama sonrasını ayrı geçirdik ender rastlanan bir şekilde. Ben çok sevdiğim bir arkadaşımın yeni doğan kızını görmeye gittim yine çok sevdiğim birkaç arkadaşımla. Böcük'se yine bildik programına uydu, evdeydi. Ancak bu kez yanında ben olmadığımdan mı bilmem ( en azından bana öyle söyledi) o kadar çok sıkılmış ki, neredeyse saat başı beni arayıp bir yandan da rahatsız etmenin verdiği eziklikle, ne zaman geleceksin, çok sıkıldım diye yakındı durdu. Nereden nereye geldi bu yazı... Evlilik böyle bir şey işte. İnişli çıkışlı, ama onsuz olamayan, yapılamayan bir şey... Tarifi yok. Büyük keyif...

Perşembe, Mayıs 15, 2008

Cici Elbisem ve Ben


Madem siftahı yaptık sabah sabah devam edelim bakalım. Aslında tarihe not düşmek babında buraya yazmak istediğim ama yine tembelliğimden bir türlü yazamadığın beni çook mutlu eden bir paket aldım geçen hafta.

Salı toplantılarından mutlu mesut eve döndüğümde Böcük'ü bir paketle beni bekler halde buldum. Kahire'de oturan kaynım ve sevgili eşi bana içinde harika şeyler olan bir paket göndermişler. Ama sadece bana olmasından dolayı biraz bozulan Böcük'ün de gönlünü almak için olsa gerek araya çok şık deri bir cüzdan sıkıştırıvermişler onun için de. Geriye kalanları saymaya kalkarsam çok uzun ama hepsi de tipik Mısır ve Mısır medeniyyetini hatırlatan birlirinden şık süs eşyaları, biblolar ve sanırım koku ve sürmedanlık olarak kullanılan birbirinden şık rengarenk minik şişeler. Elbette benim için hepsi çok değerli ama içlerinden biri varki beni tam kalbimden vurdu. Nedenine gelince, Mısır'a gittiğimizde neredeyse çarşının altını üstüne getirip çok istememe rağmen üzerime göre bir otantik elbise bulamayışım sadece benim değil kaynım ve eşinin de içinde yer etmiş belli ki. Onlar da yılmayıp üşenmeyip, nasıl olupta tahmin ettiklerini çözemediğim şekilde, hem zevkimi bütünüyle yansıtan, hem de üzerime cuk diye oturan çok şık bir elbiseyi bana göndermişler. O kadar mutlu oldum, o kadar sevindim ki. Hem elbisenin bu kadar güzel olmasına hem de bana bu kadar değer veren akrabalarımın olmasına çok sevindim. Bıcır bıcır yeğenlerimle birlikte onlara mutlu ve huzurlu bir hayat diliyorum, dualarım onlarla, teşekkürler...

:)

Hem tembelim, hem pasaklı, hem şişko, hem de sakar...
Evet bugünlerde tam olarak bunlarım ben. Tembelim çünkü her gün post sayfasını açıp öyle bakıp bakıp sonra bir bahaneyle boş boş bırakıp gidiyorum sayfayı, pasaklıyım çünkü evde artık tozlar uçuşmasına, ev kendinden geçmesine rağmen umursamıyor ve temizlik yapmak için havaların biraz daha güzelleşmesini bekliyorum. o da benim pasaklılığımla el birliği etmişyçesine habire bozuyor, yağıyor, esiyor. Şişkoyum çünkü bitmek bilmeyen bir iştahla yiyorum uyanık kaldığım her an. Eskiden bu kadar pispogaz değildim ben ne oldu bana acaba diye de soruyorum kendime bir yandan. Gelin misali, hem kızıyor, hem yiyorum... :) Bir ara kontrollü yemeye başlamıştım. Yesem de daha sağlıklı şeyler yemeye gayret ediyordum, ama son bir haftam tam anlamıyla bir facia. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de sakarlığım azdı bugünlerde. Her ütüde mutlaka bir yerimi yaktığım zaten önceki postlardan birinde mevzubahis edilmişti, ama bu kez yanıklara, çarpmalardan kaynaklanan morlukları, çizikleri de eklemem gerek. Bunun dışında özellikle iş yerinde tutan sakarlıklarım anlatılır cinsten değil. Çay koyarken fırlayan dönen fincanlar, enteresan bir şekilde havada uçuşan kağıtlar, delgeçin içini boşaltayım derken ofisin ortasına bütün çöpleri saçmalar ve daha neler neler... Birine kırk gün deli dersen deli olurmuş derler, bunlar yetmiyormuş gibi birde sakarlıklarımı sürekli anlatır oldum ya. Ne oluyor bana. Böyle işte durum bu. İşten fena halde sıkıldım. İş yerinin bugünlerdeki tek eğlencesi ise geçen gün yaptığımız ilkel fondü aletiyle çilekli fondü sefasıydı. Nasıl yani diye sormayın, deneyin derim. Yaratıcılıkta sınır tanımayan ofis çalışanları var bu alemde.
Bu yazının özeti aslında tatil yapmak istiyorumdur. Nokta

Perşembe, Mayıs 08, 2008

Kardeşim A.


Kardeşimi salı sabahı yolcu ettim. Deli dolu, sakınmayan, çekinmeyen, kendine göre doğruları olan ama o doğruları çoğu zaman etrafıyla uyuşmayan, bu yüzden çoğunlukla çevresiyle ve hayatla sorunlu bir ilişkisi olan kardeşimi bu defa öncekilere göre çok daha uyumlu gördüm. Eski günlerimize ve eski günlerimizdeki ilişkimize kıyasla, ufak tefek sorun ve arızalara rağmen daha iyi olduğumuzu gözlemledim. En azından bu kez ikimiz de ağlamadık ve birbirimize bağırmadık. Birbirini bu kadar çok seven, özleyen, ama bu kadar da ayrı düşünüp, ayrı yaşayan bir abla kardeş daha var mıdır bilmiyorum. Eskiden ben lise ve özellikle üniversitedeyken ve o ilk gençliğin en deli dolu zamanlarını yaşarken, bir araya geldiğimiz ilk saatlerde daha kıyasıya kavgaya tutuşur, çoğu zaman da şiddetli bir şekilde sona ererdi kavgalarımız. Bundan en çok şikayetçi olansa elbette ikimize de sözünü geçiremeyen annemdi. Biz ise kavganın sonrasında bir süre birbirimizden uzak kalır, çok geçmeden sanki hiçbir şey olmamış gibi sevgi böcüğü olur bir sonraki tartışmaya kadar gül gibi geçinir giderdik. Sonraki yıllarda da araya giren mesafeler ve özlemler bu tartışmaları malesef dindiremedi. Hatta günlük konulardaki tartışmalar zaman geçtikçe çok derin ve ciddi konulara geldi dayandı. Ama ne o doğru bildiklerinden saptı, ne de ben ısrarlarımdan vazgeçtim. Yine de onu çok sevdim ve hep sevdim. Bütün ailenin sırtını döndüğü, görmezden geldiği çok zor zamanlarda bile sevdim. Çünkü dedim eğer ben de sırtımı dönersem, bizden iyice uzaklaşacak ve ben onun yokluğuna, özlemine, eksikliğine asla dayanamayacağım. Ya da o biz direttikçe daha da diklenip, daha da uçlara gidecek.


Öyle de oldu, ailede herkes rolünü oynadı. Ben dayanamadım, aramıza giren maddi manevi mesafeler hep özlemimi arttırdı, hiç azaltmadı. Yine de eskisine oranla son yıllarda daha iyiyim, daha iyiyiz birlikteyken. O yine deli dolu, tutarsız, uçuk kaçık kardeşim benim, ama ben artık daha sabırlı, daha sakinim. Belki o da artık beni sırf üzmemek için bile olsa artık daha az tepkili çıkışlarıma, susarak geçiştirsede çok şeyi.


Hayat hep zordu onun için, hala da öyle, fakat hayatla bütün geçimsizliğine ve uyumsuzluğuna rağmen, yine de onu artık hayata daha sıkı bağlayan nedenleri var. Ve görüyorum ki bu nedenler onu daha hayat dolu, daha istekli, daha neşeli hale getirmiş. Mutlu oldum bunu gördükçe.


Onu yolcu etmeme izin vermediği için hala kızgın olsam da anlıyorum. ÇIsrar ettiğimde, çünkü dedi, yolcu etmenin belki yine de keyifli yanı var sen kalansın çünkü, ama bırakıp gitmek o kadar zor ki, işte o yüzden istemiyorum, gelme.


Elinden düşürmediği iki şey vardı yine yanında, onlarsız yapamadığı kitapları (Pavez ve V. Wolf biyografisi) ve ona çok yakıştırdığım masum umutları... Güzel bir haftaydı, birlikte çok şey yapıp paylaşmasak da, sıradan bir günde sıradan meşgaleler arasında yanımda olması, yanında olmak çok güzeldi. Özledim, özlemişim....

Cuma, Mayıs 02, 2008

S.

Bu postu yazarken bir yandan da eşimin bugün bana armağan ettiği Farid Farjad'ın en sevdiğimiz parçasını dinliyorum. Kulağımda harika bir keman tınısı, oh nefis.

Geçen haftasonum anlatamayacağım kadar güzel geçti. O nedenle de anlatıp tüketmek istemedim bir süre. Hatta eşime bile ağzına bir parmak bal çalar gibi ne zaman konu açılsa çok güzeldi dedim durdum. :)

Bursa Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış ailem için neredeyse bir buluşma noktası, sığınak, bir durak gibi oldu son birkaç yıldır. Günler öncesinden fiziken ve ruhen hazırladım kendimi. Bir sürü planlar yaptım gerçekleştirilmek üzere. Ama daha yola çıkarken plana dahil ettiğim kişilerin de farklı plan ve projeler ürettiklerini farkettim. Yine kızdım biraz kendime bu bencil tavrımdan dolayı. Sonra tamamen akışına bıraktım üç günümü. Canım ailemle uzun zaman sonra bir araya geldim. Aileye yeni katılanlarla kaynaşma buluşmasına döndü ziyaretim.

Abimlerin evinde ve kardeşimin nişanlısının ailesinin evinde el bebek gül bebek bir haftasonu geçirdik ailecek. O kadar güzel ağırladı ki iki tarafta hani neredeyse hiç kalkıp gelmek istemedim oralardan. Tabi bu arada herkesin mesai kavramlarının farklı olmasından kaynaklanan aksilikler ve tatsızlıklar da olmadı değil. Ama yine de iyi bir programdı sonuç olarak. Canım anneciğim yine bahçesinde binbir emekle yetiştirdiği bütün sebzelerden hepimize ayrı ayrı hazırlayıp getirmişti. Hem de herkesin ne sevdiğini kesinlikle atlamadan. Erkek kardeşimin taze yemeğe bayıldığı sultaniye bezelyesi bile eksik değildi. Anneciğimin taze lezzetlerine yeni gelinimizin annesinin binbir emekle hazırladığı harika yemekler eşlik etti. İki ev arasında bize yemeğe gelin size kahveye gelelim muhabbeti arasında sürekmi yedik içtik ve tatlı tatlı sohbetler ettik. BU arada abimin ikinci bir iş olarak son girişim çiğköfte ustalığında bütün maharetlerini gösterdiğini ve harika bir lezzet ortaya çıkardığını gözlerimle gördüm. Doktor bir arkadaşıyla girdikleri ticari ortaklık abimi kilo olarak bekarlık günlerine döndürse de moral olarak harika bir motivasyon ve huzur getirmiş dünyasına. Dükkanını yine ailecek ziyaret ettik ve harika köftelerinin tadına baktık. Bakmakla kalmadık hatta tükettik, bitirdik. Abime dedim biz en iyisi bu ziyareti burada keselim yoksa sizin girişim uzun soluklu olmayacak sayemizde. :)

Bu arada yeni gelinimiz ve ailesi o kadar güzel ağırladı ve ilgilendiler ki bizimle, maşallah diyorum başka bir şey demiyorum. Allan en kısa zamanda kavuştursun ve mutlu mesut etsin iki tarafı da. Tabi ziyaretin can alıcı kısımlarından birisini de dünya tatlısı yeğenlerim oluşturuyordu. Maşallah Ezgi hanım büyümüş, serpilmiş, bize laf anlatan tatlı bir şeye dönüşmüş. Çok özlemişim ikisini de. Bol bol sevdim öptüm ikisini de.


ursa'yı bu bahar daha çok sevdim. Beni bekleyen bir Böcük ve sevgili dostlarım olmasa hiç dönmek istemezdim de sanırım İstanbul'a. Yine Bursa'nın türlü yerlerinde ev alma, ev yapma hayalleri kurdum. Hatta bu kez abim de bana eşlik etti. Birlikte yapalım dedi. Hayali bile mutlu etmeye yetti. Kimbilir kısmet her şey...

Dönüş zamanı yaklaştıkça sohbet iyice bir koyulaştı akrabalarla. İmece usulü hazırlanan, bol kahkahalı bir sofradan kalkarak yola döküldük bu kez kızkardeşimle birlikte. Canım anneciğimi ve babacığımı bir nebze de olsa mutlu etmek ve mutlu ayrılmak bu kez daha iyi geldi bana. Elbette dönüşümde yalnız olmamak da çok güzeldi. Şimdi canım kardeşim İstanbul'da benim misafirim birkaç gün. Gerçi çalışırken misafir ağırlamak biraz zor ama o da misafir değil nasılsa dişye avutuyorum böyle zamanlarda kendimi. O da gündüzlerini bol bol müze gezerek değerlendiriyor. Hem zevk hem de mesleği gereği elbette. Pazar günü gidiyor kısmetse. Çok şükür daha iki koca günmüz var. Bu arada dün akşam karnım ağrıdı çok, mızmızlandım durdum evde ama sağolsunlar eşim ve kerdeşim bene o kadar iyi baktılar ki şimdi daha iyi gibiyim. Bu arada dün onlar benim için telaşlanırken içimden ne mutluluk dedim kendi kendime. Beni seven gerçekten ve karşılıksız seven insanlar var bu dünyada ve bu da hayatı biraz daha yaşanabilir kılıyor. Çok şükür....

Cuma, Nisan 25, 2008

Gidiyorum Ben!

Yazdım yazdım, silindi hepsi, el hasılı ben Bursa'ya gidiyorum. Dostlarla ve akrabalarla buluşmaya, biraz tazelenmeye, şarj olmaya. Yolcu yolunda gerek, kalanlara selam olsun.

Çarşamba, Nisan 16, 2008

Ve Yaşlandım Sayın Seyirciler!

Evet, artık profil bölümüne basılınca da görüldü üzere, bir yaş daha yaşlandım. Yaşlanmak biz kadınlar için kolay kolay kabul edilebilir bir şey değil. Ama önemli olan sanırım nasıl yaşlandığımız, ömrümüzü kimlerle ve nasıl geçirdiğimiz. Çünkü gerisi kaçılınmaz ne yazık ki. Dün çok güzel bir gün geçirdim. Bugüne bile yetecek kadar enerji topladım. Önce arkadaşlarımla birlikte spontane ama çok güzel bir kutlama yaptık. Her zaman olduğu gibi yine bize tek mekan yetmedi ve oradan oraya göçtük durduk. Ama biraradayken bizim için attığımız her adım çok mutlu ettiği için aldırmadık. Harika laleleri yine kendimizi kaptırarak fotoğrafladıktan sonra Asunaz ile birlikte minik arkadaşımız Sümiş ve ablası zarif dostum S'ye katıldık. Sonra N. ve Emame de bize katıldı ve karnımızı gün batımı eşliğinde doyurduk. Bir yandan da habire yine fotoğraf çekerek tabi. Ardından sahilde güzel bir yürüyüşle gittiğimiz ikinci mekanda canım arkadaşlarımın bana aldığı misler gibi kokan çiçeklerimle doğum günü çocuğu edasında ağzım kulaklarımda otururken o an geldi. En sevdiğim türünden çikolatalı ve ahududulu bir pasta geldi ve önümde durdu. Üfle dediler, üfledim ben de. Tabi yine fotoğraflar ve kahkahalar birbirine karışarak. Bu noktadan sonra koptuk zaten ve diyet de yalan oldu. Kocaman birer dilim pastaları hüplettikten sonra elbette her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi evlerimize yollandık.

Bu arada arada özellikle tabii üzere yaptığım gevezeliklerin haddi hesabı yoktu. Emame'nin bana ısrarla yaptığı kırka sekiz kaldı esprisine ben hayır, ben daha doğum günü çocuğum diye itiraz ettim. Bir ara ablalık mevzuna takılınca Sümiş'le de yollarımızı ayırdık ama hemen çok geçmeden barıştık. Fotoğraflarda kırışıklar çıkacak diyenlere de photoshop kursuna gittim ben onları düzeltirim dedim. Böylede bir arsızlığım sözkonusu. Bilenler bilir bu kabullenememek de değil aslında, zaman zaman enerjimi soğuran iş trafiğimi ve moral düzeyimi hemen dibe vuran tatsızlıkları saymazsak çoğunlukla enerjik ve hatta atak bir yapıya sahibim ve bu da çoğu çaman yaşımı gizleyen bir artı olarak bana dönüyor. İnsanlar yaşımı tahmin edemiyor bile ve genelde de yanılıyor. Elbette bunun sonsuza kadar böyle sürmeyeceğinin farkındayım ama hala bunun avantajlarını kullanabilmek de güzel.

Yine çenem açıldı ve ben hala doğum günü kutlamamın ikinci safhasına geçemedim bile. Arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra bizim muhite yalnız dönmek konusunda tereddüt edip Böcük'e de daha önceden ben gelirim yalnız dediğimden canım arkadaşım N. sadece ama sadece benim için güzargahını değiştirip benimle birlikte geldi. Otobüsten indiğimizde ise Böcük'le karşılaşmak ikimiz içinde sürpriz oldu. Böcük arkadaşlarımla kutlama yapmama kızların tahmin ettiği gibi kızmadığı ve kırılmadığı gibi, benim için çok değerli olan arkadaşlarımı da mutluluğuma dahil ettiğim ve onlara verdiğim değer ve önemin farkında olarak çok mutlu oldu. Elbette öncesinde bende bir program yapmıştım ama sonrasında kutlarız birlikte dediği için içim rahat olarak gitmişytim. Eve gittiğimde ise yine büyük bir titizlikle seçtiğine emin olduğum harika bir gül beni bekliyordu. Üzerinde de bize özel kelimelerden oluşan çok güzel cümlelerle süslü bir de not. Peki ben ne yaptım. Arkadaşlarımın aldığı beyaz şebboylarla birlikte gonca gülümü de hemen vazoma yerleştirip fotoğraf çekmeye başladım. O kadar güzel bir gün geçiriyordum ki bitmesin istedim ve uzattıkça uzattım. İşte bu çiçekler de bu mutluluğun tanıkları olarak kaldı bu karelerde. Mutluysanız eğer 31 yaş da güzel. Bu güzellikleri yaşatan aileme, eşime ve bütün sevgili dostlara teşekkürlerimle... İyi ki doğdum ve iyi ki varsınız!